Artık Batarya Yatırımları da Politika Etkisinde

61
Görüntüleme

Bildiğimiz gibi elektrik motorlu taşıtlarda en önemli aksam batarya ünitesi. Bu ünitenin en stratejik hammaddesi ise Lityum madeni. Otomotiv endüstrisi sıfır emisyonlu taşıt üretimine hızlı bir dönüşüm içine girdikçe üretici ülkeler arasında batarya üretimi artık politik bir konu olmaya başladı. Tabii ki bu bir sürpriz değil, Aksine beklenen bir gelişme. Ancak ülkeler arası jeopolitik dengelerde ilave riskler barındırdığının altını çizelim.

Geçen hafta sonunda Wall Street Journal’de Stephen Wilmot imzalı önemli bir haber okuduk. Mercedes Benz markası Avrupa’nın batarya üretimi yapacak start-up girişimi olan European Battery Alliance’ın Batarya hücreleri üretecek Automotive Cell Company ( ACC) şirketinden % 33 oranında hisse satın alarak ona ortak oldu. Daha önce Total Energy ve Stellantis grubunun ortaklığı ile AB desteği altında faaliyete geçen European Battery Alliance, Avrupa otomotiv endüstrisi için batarya ve hücreleri üretmek üzere kurulmuştu. Şimdi, Mercedes Benz, Total Energy ve Stellantis Grubu ortaklık girişimi halinde çok daha güçlenen bu yapının hedefi; En az 7 Milyar € ya da başka deyişle 8,2 Milyar $ yatırım yaparak 2030 yılına kadar Avrupa kıtasının batarya hücresi üretilen fabrikalarını inşa etmek.

Avrupa Komisyonu tarafından 14 temmuz 2021 tarihinde duyurulan Avrupa Yeşil Mutabakat planında 2035 yılından itibaren AB üyesi 27 ülkede artık içten yanmalı motor taşıyan ve fosil yakıt tüketen taşıtların satılamayacak olması, konuyu oldukça önemli hale getiriyor.

Bu gelişmenin hemen öncesinde, Ford markasının ABD için Lityum-iyon batarya tedarik zincirini oluşturmaya çalışan Redwood Materials isimli start-up girişimine 50 Milyon $ yatırım yapacağı duyurulmuştu. Bu girişim; 2025 e kadar 1 milyon ve 2030 yılına kadar 5 milyon elektrik motorlu taşıt için batarya elektrodu üretmeyi hedefliyor. ABD içinde yılda 10 milyon kadar taşıt üretildiği düşünülürse yıllık üretimin neredeyse yarısına yetecek pil elektrodu üretmeye bu girişim talip olmuş durumda.

Benzer ortaklıklar ve anlaşmalara dair bilgiler gelmeye devam edecek mutlaka. Tüm bunların ortak paydasında şu var: Atlantik okyanusunun her iki yakasında da belli başlı otomotiv markaları yerel batarya üretimi yapan girişimlerle ortaklık yaparak onları yanlarına alıyorlar. Yine Ford markasından bir örnek daha verelim: Bu yılın başlarında Ford, Uzakdoğu Asya bölgesini domine eden Güney Kore’li SK Innovation isimli yerel batarya şirketi ile ortaklık kurmuştu. Yazımızın başında değindiğim ortaklık öncesi Mercedes Benz markasının batarya alanında en önemli ortakları Çin menşeli Farasis Energy ve CATL idi. Bu şirketler kanıtladıkları know-how birikimleri ve üretim kapasiteleri nedeniyle tercih edilmişlerdi. ACC ve Redwood için aynı şeyler geçerli olmasa da politik ilişkilerinin gücü öne çıkıyor. Özellikle ACC, Alman ve Fransız ortak planı. Tıpkı Airbus oluşumuna benzer bir konsorsiyum. AB’nin Çin’e karşı rekabet edecek yeni endüstriyel stratejisinin bir ürünü olarak ortaya çıkmış durumda.

ABD Başkanı Biden da benzer bir yol izliyor. Ağustos ayı başında verdiği bir taahhüt var. Ülke içinde 2030 yılına kadar satılacak motorlu taşıtların yarısının elektrik motorlu olması gerekiyor. Dolayısıyla yerel girişim olan Redwood için hükümet desteği ele etmek açısından Ford ile ortaklığı önemli bir adım.

Halen ABD içine üretilen bataryaların Çin’de işlenmekte olan ara mamul ve hammaddelere yüksek oranda bağımlı olmak gibi bir dezavantajı var. Örneğin Tesla ürettiği otomobillerin bataryalarındaki Lityum ihtiyacını Çin’li Ganfeng’den karşılıyor. Ford, Stellantis ve Mercedes Benz gibi dev otomotiv markalarının yaptıkları yeni ortaklık anlaşmaları, onlara politik açıdan daha fazla destek ve teşvik sağlayacak.

Sonuç olarak otomotiv endüstrisi istediği kadar kaçınsa da siyaset dışı kalması mümkün değil. Bunun avantajları olduğu kadar dezavantajları da var. Avrupa ve Amerika ‘daki otomotiv üreticileri uzak doğuya olan bağımlılıklarından kurtulmak istiyorlar ama teknik birikimler de halen uzak doğuda. Volkswagen grubu da %20 hisse sahibi olduğu İsveç menşeli Northvolt ile aynı yolu deniyor. Ancak halen Avrupa ve Amerika menşeli otomotiv markalarının işinin kolay olmadığını, kendi ülkelerinde yeterince Lityum rezervi ve Lityum işleme tesisleri olmadan ve teknik deneyim kazanmadan sadece politik ilişkilerle rekabet sorununu şimdilik kolay çözemeyeceklerini söyleyelim. Bir süre daha Çin ile ilişkileri politik olarak ta iyi götürmek gerekiyor.