Mutlu Paydaslar ve Guvenli Markalar…

235
Görüntüleme

Merhaba sevgili dostlarım,

Sizlere; yaşamları boyunca, insanların hayat gailelerinin temelinde ne olabilir? Diye sorsam!
Cevabınızın; çok büyük bir ihtimalle “Daha güvenli ve daha mutlu bir gelecek” için, ellerinden geldiğince çaba göstermek, şeklinde olacağından eminim!..

Bu güven ve mutluluk yollarının da; özel ve sosyal yaşamla birlikte, çalışma hayatımızdan geçtiği konusunda, çok fazla itirazın olacağını da, pek zannetmiyorum.

İş dünyasında, işveren veya çalışan olabilirsiniz. Bu yazı; güven ve mutluluk açısından, her iki konum içinde geçerli! Çünkü maalesef; özellikle ülkemiz iş hayatında, çalışanlar ile işverenler arasında, güveni ve mutluluğu engelleyici olumsuz diyaloglarda pek mesafe kat etmiş değiliz!

Geçenlerde Linkedin de bir araştırma yaparken bu konuyla ilgili “Yöneticilerin / Şirketlerin Yaptıkları – Çalışanların ve Paydaşların Beklentileri” başlıklı güzel bir tablo ile karşılaştım.

Zaten ondan sonra da bu yazıyı yazmaya karar verdim. J

Umarım beğenirsiniz!..

Bildiğiniz gibi İş dünyasında; mutlu paydaşlar (Ortaklar + Yönetim Kadroları + Tüm Çalışanlar + Sosyal Çevre + Tedarikçiler + Satıcılar + Müşteriler + İlgili Kamu ve Özel Kuruluşlar Vs. Yani; ortaya konulan ürün veya hizmetlerle ilgili sürdürülebilir bir şekilde dolaylı ve dolaysız maddi veya manevi gelir elde edenler / Ki; bu paydaş ögeleri içinde “Güvenli Markalar”ın en önemli çıkış noktası, Çalışan ve Müşteri Memnuniyetidir.) ile güvenilir ulusal ve uluslararası markalar yaratmak, sadece ülkemizde değil – tüm dünyada, en güzel misyon ve vizyon örneği!..

Yukarıda Linkedin de gördüğümden bahsettiğim, aşağıdaki tabloda ise; tek yıldızlı satırlar, iş sahipleri veya üst yöneticilerin, çift yıldızlı satırlar ise çalışanların düşüncelerini yansıtmakta

 

*) Etik kurallara değer vermeden, senin gibi yüzlerce insan var, hissi oluşturmak…

**) Değerli ve önemli olduğunu hissetmek!

 

*) En küçük işi bile sürekli kontrol ederek, güvensizlik ortamı yaratmak…

**) Kendisine güven duyulması ve iş sorumluluğunun verilmesini beklemek!

 

*) Çalışanların fikirlerinin boş ve gereksiz olduğunu düşünüp, bunu onlara hissettirmek…

**) Fikir ve önerilerine önem verildiğini hissetmek!                       

 

*) Sadece yapılan hatalara odaklanarak, sürekli ikazda bulunmak…

**) Hata payı toleransı ve yeri geldiğinde doğrunun gösterilmesi beklemek!

*) Gereksiz ve sürekli iş rotasyonları yapmak…

**) Yetenekleriyle doğru pozisyonlarda değerlendirilip kariyer yolunun açılmasını istemek!

 

*) Mümkünse molasız çalışılmasını talep etmek…

**) İş durumuna göre nefes alabileceği mola aralıklarının düzenlenmesini arzu etmek!

 

*) Çalışanın kişisel gelişimini engellemek ve gelişirse ekipte durmaz, düşüncesinde olmak…

**) Kendini geliştirerek daha iyi pozisyonlarda doğru vizyonlarla yol almayı beklemek!

 

*) İç terfi sistemi kurmak yerine, özellikle eş dost kişilerin yönetici olmalarına yol açmak…

**) Kariyer planlamasıyla, kendilerini görmek istedikleri pozisyonlara doğru ilerlemek!

 

*) Kendi kazançlarının ötesinde çalışanların ücret + yan haklarında haksız kısıntılar yapmak…

**) Emeğinin karşılığını alabilmek ve empati beklemek!

*) Paylaşmayı sevmemek, şeffaf olmamak ve verdikleri sözlerde durmamak…

**) Verilen sözlerin tutulacağına güvenebilmek ve önünü görebilmeyi istemek!

 

*) Ödüllendirme sistemini yanlış kurmak / kurmamak / kuramamak…

**) Yaptığı doğru ve gerekli şeylerin ödüllendirilmesini beklemek + takdir edilmek!

 

*) Çok iş yükü verip, sorumluluk sahibi bir kişi kesin işi bitirir diye, çalışanına yüklenmek…

**) Doğru planlanan işleri zamanında neticelendirmek ve yeni sorumluluklar üstlenmek!

 

*) Mobbing derecesinde, canının istediği gibi fazla mesai düzenlemek…

**) Özel hayatına müdahale edecek saatlerde, kendisinden iş istenmemesini arzu etmek!

*) Çalışanlara büyük resmi / vizyonu göstermemek, sadece söyleneni yapmalarını beklemek…

*) Tüm çalışmalardaki aşamalardan bilgi sahibi olmak ve düşüncelerini paylaşabilmek!

Elbette; bu tabloyu tüm kurumlara ve tüm yöneticilere, genellemek mümkün değil!

İşlerini doğru yapanları, her zaman tenzih ederek bu görüşleri paylaşıyorum!.. J

Siz, eğer isterseniz; kendi çalışma koşullarınıza göre bu maddeleri, azaltıp çoğaltabilirsiniz.

Neticede, bir şirket veya kurum; bünyesinde kaç kişinin olduğu, merkez ve şube yapılanması, tarihçesi, sermayesi, cirosu, üretim ve hizmet kapasitesi, o şirket veya kurum hakkında genel bir fikir verebilir. Bu durum genellikle yeterli gibi olsa da, içeride neler olduğu ve kaynakların verimli kullanılıp kullanılmadığı incelediğinde, bu bilgilerden yola çıkarak derinlemesine bir iç analiz yapmak gerekir.

Bu analiz sırasında da; incelenmesi biraz güç (Performans ölçümleri + Anketler + 1/1 Yüz yüze görüşmeler + Beklentiler), ancak verimlilik açısından çok büyük etkenlerden biri olan “Çalışan Motivasyonu” konusuna özellikle dikkat etmek gerek!

Çalışanlar; tabi ki doğal olarak, genellikle beğenmedikleri ve kendilerine değer verilmediğini hissettikleri iş ortamlarında, pek fazla ve uzun süreli bulunmak istemezler.

Yukarıda da bahsettiğim şekilde, Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi’nde olduğu gibi, mutlu çalışanlar; mutlu paydaşların ve sürdürülebilen güvenli markaların, en temel taşıdır!..

Bu noktada en büyük yardımcımız, o şirket veya kurum için özel olarak hazırlanmış “Çalışan Memnuniyeti / İşveren Markası Anketleri” ile işe başlamaktır. Organizasyon şeması işleyişi ile odaklanmış bu özel anketler ilerideki aşamalarda da en büyük yardımcımız olacaktır.

Bu anketlerdeki negatif yüzdeler, daha sonraki anket çalışmalarında düzenli olarak azalma gösteriyorsa, işveren markası olma yolunda, doğru yoldayız demektir.

Diğer önemli unsur olan müşteri memnuniyeti ve sadakati’ de, sürekli ve düzenli olarak; ürün veya hizmetinizi geliştirmeye, kaliteyi ve satış sonrası hizmetleri arttırmaya, yenilik ve farklılık yaratmaya, beklentilere cevap vermeye ve ilgiyi sıcak tutmaya bağlıdır.

Bunun içinde atılması gereken en önemli adımların başında; müşteri sorunlarına ve ürün ile ilgili şikayetlerine, en hızlı şekilde çözüm üretecek ve onları markayla yakınlaştıracak bir satış sonrası müşteri ilişkileri departmanını kurmak ve harekete geçirmek, gelmekte!..

Sizlerinde çok iyi bildiği gibi; pazarlama ve satış, ticaretin olmazsa olmazı!

Ama artık günümüzde, sadece satmakla iş bitmiyor…

Teknolojik gelişmelerle birlikte adil bir insan kaynakları ve kişisel verilere dayalı müşteri sadakati organizasyonu “Mutlu Paydaşlar ve Güvenli Markalar” için mutlaka dikkate alınmalı!

Tüm bunlarla birlikte; çalışanlarla ilgili hayat standartlarındaki iyileştirmeler, markamızla ilgili doğaya ve çevreye yönelik çalışmalar, etik kurallar, sosyal sorumluluk projeleri – gibi detaylar markamıza her zaman güç katacaktır – diye düşünüyorum!..

Daha mutlu bir gelecek için…

Sevgi ve saygılarımla

Ali Rıza DEĞER